içinde

Söylesem / Sussam..

Gün ortasında Prag Kalesini gezmiş, St. Vitus Katedrali’nde aklını yitirmiş, Kafka’nın evinin bulunduğu daracık sokağı, aşağı doğru, ağır adımlarla arşınlamış; Karl Köprüsü boyunca bir ileri bir geri yürürken iki yandaki gerçek birer sanat eseri olan heykellere hayranlıkla bakıp dilini yutmuş, velhasıl şaşkınlık ülkesinin sınırlarında dolanmaktan yorgun düşmüş vücudumu az da olsa dinlendirmek, az biraz da susuzluğumu gidermek ve dahi bu arada gözlerimin pasını silmek ve elbette bu vesileyle ruhumu şenlendirmek için akşamüstünü az geçen bir vakitte rastgele bir bara girmiştim, fi tarihindeki bir gün.

Geçmiş gün, detayları hatırlamak da mümkünsüz tabii ki lakin, ağırlıklı olarak genç erkeklerden ve fakat aralarda mebzul miktarda nisa taifesine mensup genç kızlardan oluşan kalabalık bir topluluk tarafından tıklım tıkış doldurulmuş oldukça geniş ve tam ortasında T şeklinde büyük bir sahnesi olan bir mekandı burası.

T’nin uzun ucu sahne gerisine kadar uzanmaktaydı.

Perde ile kapalı bu uzun ve kafi miktarda geniş yolun başındaki perde üç, bilemedin beş dakikalık araların sonrasında şöyle bir açılıyor ve yüksek topuklu ayakkabılarının üzerinde ağır ve fakat sert adımlarla salınarak/sallanarak yürüyen, güzellikleri dünyaya nam salmış Çek kızları giriyordu, iç mekana.

Hikayenin gidişinin pek hayra alamet olmadığının farkındayım. Telaş buyurmayın lütfen.. Özellikle söylemeliyim gece kulübü ya da batakhane değil, her iki cinsin de ama özellikle gençlerin gittiği normal bir bardı söz konusu mekan.

Ne var ki (deliler adlı oyunda Metin Akpınar’ın dediği gibi) bu ‘anormal normal’ mekanda sahneye çıkan kızlar çıplaktı. Sakin olun, hemen atlamayın lütfen, tamamen çıplak değil elbette. Üzerlerinde türlü çeşit renklerde minik –veya belki minicik- külotlar vardı elbette. Ama göğüsleri tümden açıktı.

Uzun topuklu ayakkabılar nedeniyle olduğundan da uzun görünen bacaklarının üzerinde dengede durmakta zorlanıyormuş gibi bir edayla kırılarak dökülerek, bel bükerek dans ediyordu kızlar. Kimi zaman tek kişi giriyordu salona, sahneye. Kimi zaman iki ve hatta üç kişi arzı endam ediyordu.

T’nin sağ tarafındaki ucunda bir yer bulmuştum kendime. Yüksek bacaklı bar taburesinin üzerine tünemiş, sahneye bitişik masamda oturuyordum. Yalnızdım. İçindeki sıvının soğukluğundan tomur tomur terlemiş ağır camdan mamul kulplu koca bardağı ara ara ağzıma götürüyor, buz gibi köpüklü mayiyi yudumluyordum, ağır ağır.

Bir vakit sonra bir el hissettim omzumda. Kaldırdım kafamı, baktım. Sahnedeki üç kızdan biri yarı çömelmiş halde eğilmiş, uzattığı elinin parmaklarıyla “Evde kimse var mı?” havasında omzuma dokunuyordu.

Ben şaşkınlıkla baktım ona. O tatlı bir kızgınlık, gerçek bir dargınlıkla baktı bana.

“Ne yapıyorsun?..” dedi.

O zaman farkına vardım olan bitenin. Bir yandan günün yorgunluğu, diğer yandan yaşamış olduğum kültür şokunun yarattığı huzurlu dağınıklık toplaşıp üstüme çullanmış; ilaveten ertesi günün programını yapmaya çabalayan beynim benliğimin elinden tutup olmadık dünyalarda diyardan diyara dolaştırmaya başlayınca, vücudum orada duruyor olsa da dalgın bakan gözlerimle bendeniz alıp başımı gitmişim olmayacak erişilmeyecek yerlere.

E şimdi bacaktı, kalçaydı, memeydi de bir yere kadar olunca dalgın dalgın öylece duruyor, boş boş bakıyorum (muşum).. Üstelik sahneye bile değil. Masama, bardağıma ve dahi uzaktaki belirsiz bir noktaya.

Ayılınca sordum:

“Ne oldu?”

“Ne yapıyorsun?..” dedi tekrar.

“Hiçbir şey..” dedim.. “İzliyorum..”

“Hayır..” dedi, “İzlemiyorsun. Yüzünü asmış somurtuyorsun..”

“Dalmışım..” dedim.

“Olmaz..” diye cevap verdi, yine aynı yalandan kızgınlık, cidden kırgınlıkla.. “Bak, ben burada seni eğlendirmek, hoşnut etmek, gülümsetmek için dans ediyorum. Bunu görmezden gelemezsin. Somurtamazsın.. Gülmeni, eğlenmeni istiyorum..”

Üç kız vardı sahnede. İkisi kırıtarak, kıvrılarak; güzeller güzeli vücutlarını olmadık figürler eşliğinde sergileyerek dans ediyor, üçüncüsü çömelmiş benimle tartışıyor.

Biraz utandım, biraz mutlu oldum, biraz kendimi toparladım. Geniş, içten ve gerçek bir gülümsemeyle gözlerinin içine bakıp “Tamam..” dedim.. “Teşekkür ederim..”

O da gülümseyerek teşekkür etti. Doğruldu. Dansını sürdürdü. Ara ara göz göze gelip gülümseyerek bakıştık.. Ve gitti.

Dünyanın bir ucundaki kimliği belirsiz bir genç kız omzumu dürterek, kulağımı çekmeden çekerek, yanağıma dokunmadan sevimli bir tokat atarak kendini ifade etmiş, küçücük bir ders vermişti kendince bana..

Sık sık, hiç bıkmadan, Cem Yılmaz’ın geçmişteki videolarını izlerim.. Her seferinde de çok güler çok eğlenirim.. Bileniniz vardır mutlaka videoların birinde(Fundamentals’ta galiba) Cem sahnede konuşuyorken salondaki koltuğundan kalkıp giden bir seyircinin ardından seslenir, “Hayırdır ya?.. Nereye böyle?.. Program bitmedi ki, devam ediyoruz?.. Ya, kolay mı böyle kalkıp gitmek..” der..

Geçen hafta da Ajda Pekkan sahnedeyken önde, protokol sırasında oturanlardan kalkıp gidenler olunca şarkısını kesip sitem etmiş o insanlara, “Olur mu canım böyle?.. Program devam ediyor daha.. Kalkıp gidemezsiniz.. Gidilmez..” diye..

Şimdi üç kuruş para kazanmak için alemin ortasında vücudunu sergilemek zorunda(?) kalan kızı koyalım bir tarafa. Diğer ikisinden biri Cem Yılmaz, öteki Ajda Pekkan abi. Boru değil yani..

Kamyon yüküyle para alıyor bu adamlar sahneye çıkmak için.. Öyle paralar ki akla da sığmaz hayale de..

Buna rağmen, bu insanlar parayla değil alkışla yaşıyorlar kardeşim..

Deveyi de geçtim, kervan yüküyle para kazanan adamlar kalkıp giden olunca dağılıyor, bozuluyorlar.. Mümkün olsa da bir gün bir grup sözleşip gitse. Cem’e gülmese, Ajda’yı alkışlamasa çıkmaz abi bir daha sahneye bu adamlar..

Beşiktaş’ın tarihindeki en baba adam yahu, Baba Hakkı, boru değil.. Bilmeyen yoktur, bir maçta seyirci ıslıklayınca formasını çıkartmış, bir daha da giymemiş.

İsmi Beşiktaş tarihiyle özdeşleşmiş adam sporu bırakmış kardeşim, ne olsun daha.

Hakkı Baba’nın alnından öptüğü o yalandan değil, gerçekten büyük Başkan Süleyman Seba, tribünler “Ahmet Dursun, Seba gitsin..” deyince başkanlığı bıraktı abi. Ötesi var mı?

E, şimdi bakıyoruz. Bir moda başladı.. Elini aracın kornasına yapıştırmış olur olmaz yerde düt-düt-düt diye korna çalarak dolaşan taksi şoförleri gibi beğenmedim butonuna basan “eksici tayfa” çıktı ortaya.

Ne desen, eksi.. Ne desen..

Yahu arkadaş, neyse ki şimdilerde bitti kesildi ama bir vakitler Grande “Güzel ülkemin güzel insanları..” diye Cuma mesajı atıyor.. Adama eksi geliyordu..

Serdar’ın, Korhan’ın, Ali Berber’in yazılarına eksi atıldığını gördü bu gözler abi.

Forumun Babası Hamdi Bostan. Plaket verilmesi gereken adam eksi yedi, hem de kaç kere. Yapmayın arkadaşlar..

Katılırsın/katılmazsın, eyvallah.

Ama insan Ali Berber’in, Hamdi Bostan’ın yazısına eksi atar mı kardeşim?

Nasıl gider insanın eli, o başparmağının ucu aşağıyı gösteren ikonun üstüne? Aklım almıyor.

Eleştiri haktır arkadaş. Müzmin bir muhalifim ben. Kimse anlatmaya kalkmasın (lütfen) bunu bana.

Beğenmemişsindir.. Haklısın. Beğenme.

Katılmıyorsundur, katılma..

Ama yaz altına, bir zahmet: “Ali Berber, şöyle şöyle demişsin ama bence o iş öyle değil..” de.. Konuşun, tartışın. Ortaya bir netice çıksın..

Forum dediğin budur çünkü abiler..

“Benim beğenmeme hakkım olmasın mı?” 

Olsun elbette!

Peki karşındaki adamın senin niye beğenmediğini bilme hakkı olmasın mı?

.

Ferhat’ın, Ziya’nın, Aussie’nin, Canki’nin gırgırına, şamatasına, Toshack geçmek için birbirlerine attıkları eksiler hariç, kalanlar ciddi manada kalp kırıcı oluyor, haberiniz olsun.

Benden söylemesi.

Aslında, belki, bunları dile getirmenin de bir manası yoktu ama ne yapayım, huy işte..

Hep iyilik olsun, hep güzellik olsun; muhabbetimiz artsın, çoğalsın, taşsın istiyor insan.

.

Gereksiz laf ettiysem, birinizin kalbini kırdıysam cidden ve yürekten özür dilerim kardeşlerim. Ama bu düşüncemi dile getirmesem olmazdı.

Belki bu da olmamıştır, o da başka mesele.

“Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil..” dediği gibi şairin.

Susmaya razı gelmedi gönlüm.

Sağlıkla kalın, sağlıcakla kalın dostlarım..

Bir cevap yazın

GIPHY Uygulama Anahtarı Ayarlanmadı. Lütfen Kontrol Edin

  1. Kardeşim öncelikle yazını sonuna kadar okudum.Konu nereye gıdecek derken bende bayadır dile getirmek istedigim herşeye ıyıye kotuye olumlu yada olumsuza eksi basan bi tayfa çıktı ben mustafa zamanından beri yani stadın yapım aşamasından beri burdayım bura benim ikinci evim gibi gunluk dozumu mutlaka alırım ara sıra yazarım sızın gıbı ustadlarla tabıkı yarısamam akıcı yazım yada konusmada anlatım bozuklugum olursada kusura bakmayın işte gecenın bu saatınde yazıyorum öncelikle benim tek sevdam Beşiktaş ondan ötesi Başkanından yönetime hocasından oyuncusuna kimse kusura bakmasın babamın oglu degıl Beşiktaşıma faydalıysa faydalı işler yapıyorsa başım üstüne ama kötü işler oluyorsa da eleştiririm kim oldugu hiç umrumda degil örnek olarak Musratıye cogu kişi iyi oyuncu dıyor bense isterse dunya yıldızı olsun bızde olmadı arkadas tutmadı dıyorum bızım josef tarzı 6 numaraya ıhtıyacımız var dıyorum 13 mılyon verılmış felan umrumda degıl abı adam geldıgınden berı oynayamıyor tarıhımızın en pahalı transferı olabılır ama yok cok yetersız benım gozumde boyle bı paylasım yaptıgımda begenende olur begenmeyende kımseye bı sozum yok ama bu asıl konu bir iki aydır düşündügüm acaba aramızda renkli tayfalarmı gırdı soyle deyım rafa ne topcu be yazsa bırı buna bıle eksi basan cıkıyor hatta bıraz abartı gelır şunu düşündüm acaba bizim kongre uyelıgı gıbı burdakı ıyelıklerde de Beşiktaşlılıgını kanıtlayıcı kanıtlar sunup öylemi uyelık versek şimdiden yazım hataları ve kelıme dusukluklerı bılmem başka hatalarım varsa kusura bakma bu müthiş yazının altına boyle bı yorum yazdım yazı için de ayrıca tesekkurler

    14
  2. Başkaları için bu kadar samimi bir şekilde dertlenmene gerçekten imreniyorum, hassas insanların nesli tükeniyor, eksi meselesine gelince aksi yönde düşünüyorum üstadım bence eksi olmalı bir çeşit tahliye mekanizması gibi değerlendiriyorum,aksi takdirde sürtüşmeye varabiliyor bence faydalı. Ben bazen diyorum öyle şeyler yazdım ki şimdi olsa kendime eksi basarım. Olabiliyor, olabilmeli de.
    Mesela dün fevkalade bir değerlendirme gördüm Padrino adlı kardeşimizin eleştirisi, buram buram samimiyet ve gerçeklik kokuyordu , o da eleştirdi ama üsluptan iyiniyet fışkırıyordu.
    Benim kastım kendini mutlaka bir şeyler söylemekte zorunlu hisseden ve sosyal medyadan okuyup gelip burada rüzgar yapanlara , kıçları apaçık ortada her cereyandan etkileniyorlar.
    Bu forum insanları bunu yemez demek istediğim bu

    3
    • Eksi olmalı fikrine katılmıyorum, izninle hocam.
      Çünkü denk geldikçe ciddi manada rahatsız hissediyorum kendimi ben.
      Öte yandan fikirlerin her zaman çok değerlidir benim için.
      O nedenle, bu minval üzre küçük bir soru:
      Dediğini kabul edelim, eksi oya bir karşı görüş gözüyle bakalım.
      Peki o zaman bu karşı oyun bir gerekçesi olmamalı mı sence?

      (öyle durumlarda gereksiz tartışmaların çıkacağını söylediğini okudum. bundan gayrısını merak ediyorum)
      🤔😕👍🤍

      • Azizim “dönerse senindir ” bu kliseyi sualine naçizane hap cevap olarak not etmeni rica edeceğim.
        “Beyin fırtınası ” ve “fikrine saygı duyuyorum” klişelerinden hiç hazetmiyorum, birçok doğru vardır ama hakikat tektir,dolayısı ile saygı duyulacak ve fırtına dindirecek tek fikir var olmalı bence.
        bu fikir herkeste olabilemez ama en azından duyulduğu, karşılaşildigi vakit,işiten kisiler “evet yahu doğrusu bu” diyebilmeli
        Bu fikrin de gönüller müştereken olmasını ister ama maalesef çoğunluk fikir peşinde değil,sonuç alma derdinde.
        Genelgecer kabul vasatiyenin çoğunluğu oluşturduğu yönündedir, zaten vasat adı üstünde ortalama almak bir nevi.
        İşte bu sonuç alma odaklı, dürtü ile hareket eden bu kafaya nüfuz edebilme imkanı beton çivisi kıvamında mümkün, bu kardeşin de bir zamanlar senin kastettiğin umit ile (çoğu zaman haddimi aşmışım) herseye zıplıyordu.
        Velakin 50 yasin tecrübesi bugün bana diyorki, fikri dünyada yardım almak ,yardım almak istemek bilgi meselesi değil ,ondan önce niyet meselesi.
        Dert red etmek olunca ,Ay’ı ikiye böl ,akıllara sen büyucüsun demek geliyor.
        Senin cuma örneğini de ekleyebiliriz.
        Fikir alma bir kabulleniş değil ihtiyaç hali olmalı üstadım,
        Hani horoza sormuşlar, ben onu bunu bilmem gecer giderim demiş ya o hesap.
        Eksi olsa ne olmasa ne,cevap yazsa yazmasa ne farkeder,bu forumun doğallığı diyelim

        1
    • Maksadını muradını anladım.
      O güzel yüreğinin ucundan da öptüm🤍

      Ama inan bana korkarım bu tür işlerden.
      Gerçekten dediğin kadarını bırak, onda biri kadar biriysem, tek dileğim olur Allah’tan.
      Verdiklerini elimden alıp sevenlerime mahçup etmesin beni Yaratan.
      Yoldan çıkmama izin vermesin, yeter..
      😕😔🤐

      (yönetme konusuna gelince, gittigidiyor.com halindeyiz be can yoldaş.
      bilmem kaç yıl olmuş bizden geçeli.
      o iş bizim evlatlara kısmet artık..
      gerçi benimkilerin öyle işlere girmesini de hiç istemem, o da başka mesele)
      🤍🙂😎

      3
  3. Eline sağlık üstadım. Uzun ve çok güzel yazı, çokta değerli. Herkes eleştiri yapabilir, eleştiri de yanlışlar olabilir. Bende senin gibi düşünüyorum açıkçası. Yanlışım mı var, yaz fikrini, oturalım saatlerce bu konuda tartışalım. Forumun amacı bu değil mi zaten? E öyleyse sadece eksi atma, fikrini de belirt ki belki okuyan birileri bir yerlere ulaştırır yada o kişide bir fikir uyandırır. Ancak bu eksi atma olayının ben sadece fikre ilişkin olmadığını düşünüyorum.

    Daha biraz önce Emirhan-Talha başlıklı bir yazı oluşturdum, düzenlemesini telefondan yaptığım için bilgisayara geçip video düzenlemelerini yapayım dedim. Belki arada bir dakika bile yoktur. Düzenleye tıkladığım anda eksi geldi. Yani yazının tamamını bile okumadan direk eksi atıldı. Kardeşim fikri bir okusaydın sana zahmet.

    Zannedersem ki bazı arkadaşlar olayı şahsileştiriyor.

    Misal sevgili @Eduega ile birçok fikrimiz karşıttır. Birbirimizin paylaştıkları altına uzun uzun yazılarda yazmışızdır ancak bir kez olsun kavgaya küfre dönmedi, dönmez de. Ancak bu Edu’ya daha paylaşımını dahi okumadan eksi atmamı gerektirmez. Fikrini okurum, beğenmezsem eksi atarım, yanlış olduğunu düşündüğüm bir şey varsa, kendimi de iyi hissediyorsam, neden yanlış olduğunu düşündüğümü açıklayacak cümlelerim varsa da yazıyorum. Tartışabiliriz, hatta agresif şekilde de olabilir bu ama sonuç olarak burası bir forum ve fikirlerimizi belirtmemiz için var.

    Bu fikirleri daha da uzun süre görebilmek için daha birkaç gün önce elbirliği ile sitenin geleceği için toplandı herkes. Gücü yettiği kadar yardımcı da oldu. Dolayısıyla sadece eksi atmayın arkadaşlar, varsa zamanınız fikrinizi de belirtin lütfen.

    Sağlıcakla.

    3