Senaryo yazım tekniğinde vardır ya hani. Diyaloglara girilmeden henüz, önce mekanın tarifi, sonra kişilerin ruh hali (ve elbette daha bir çok ayrıntı) yazılarak sahne konusunda oyuncuların hazırlanmaları için bir ön tanıtım yapılır.
Hah işte, tam da öyle. Yazdıklarımı okurken yüzümde tatlı bir gülümseme, sevgi dolu bir ifade olduğunu; öne doğru hafifçe eğilip gözlerinizin içine bakarak sakin sakin konuştuğumu var sayın lütfen..
….
Önceleri pek (aslına bakarsanız hiç) sevmezdim. Müptelası olanlara da soru dolu gözlerle bakar, “İnsanoğlu ne diye yorar ki kendini böylesi bir garabetle?..” derdim, kendi kendime.
Nedir şimdi bu?
Acı biber..
Acı biberi seveni, iştahla yiyeni, yerken tomur tomur terlemesine rağmen adeta şehvetle yemeye devam edenleri -neredeyse acıyarak- hayretle izlerdim..
Sonra, gençlik yılları..
Karşı cinsle tanışmalar.. Arkadaşlıklar.. Yakın temaslar..
İlk baştakiler değil, ama sonraki yıllarda yakınlaştığım arka arkaya üç kızın, üç sevgilimin üçü de acı biber hastası olunca, kaçınılmaz bir şekilde erkek denen oluşum da giriyor öyle bir moda..
Bende de oldu bu değişim.. Acı denen tatla yakınlaşma sebebim arkası arkasına hayatıma giren o üç kız arkadaştı..
Sonraki yıllarda kızlar çıkıp gitse de acıyla dostluğum baki kaldı bünyemde..
Öyle ki, tepemin terlemesine, ensemdeki saçlarımın ucundan boynuma, şıpır şıpır damlamasına sebep olacak ölçüde çok yiyordum artık acıyı..
Say ki bu bir tür iptila işte..
Yakın zamanlarda, artık, gençlik yıllarımdaki kadar düşkün olmasam da acı biberin hayatımdaki yeri sürmektedir hala..
Geride kalan aylarda, tam olarak hatırlayamıyorum ama olsun olsun üç-dört ay filan önce, eve gelirken acı biber turşusu aldım kendime.. Hani şu minik, yeşil, konik biçimli olan, Trakyalıların, Bulgaristan muhacirlerinin pek sevdiği biberlerden..
Artık hepiniz biliyorsunuz işte, saygıdeğer hatunumun rahatsızlığı nedeniyle komple ev işleri de bu garip kardeşinize kalmış olduğundan, yemek yapacak, sonrasında hatunumla birlikte oturup iki lokma yerken acı biber turşusuyla da yemeğimi renklendirecektim..
Yemeği yaptım.. Sofrayı düzdüm.. Hatunumu oturduğu yerden kaldırıp masaya getirdim.. Sandalyesine oturttum.. Tabaklara servisimi yaptıktan sonra bismillah ilk lokmayı attım ağzıma..
Sonra bir acı biber aldım.. Attım ağzıma.. Isırdım.. Turşu suyunun içinde şişmiş biber ısırınca tabii ki delindi, patladı.. İçinin acı suyu ağzıma fışkırdı.. Minik bir fışkırma elbette.. Ama yönü olabilecek en ters yönde, tam gırtlağıma doğru..
İstemsizce yutkundum.. Ama bir şeyler ters gitti.. En olmayacak şey oldu.. Acı biber suyu genzime kaçtı.. Yani nefes borusuna..
Normalde, hayatımız boyunca çok çeşitli zamanlarda, çok çeşitli şekillerde bir sürü şey kaçar genzimize, kaçmıştır..
Çiğnediğimiz bir lokma, kaşıkladığımız çorba, içtiğimiz su, hatta kendi tükürüğümüz filan.. Kaçar yani..
Öksürür atarız.. Daha olmadı yanımızdakiler sırtımıza vurur..
Bu öyle bi’ şey değildi..
Zehir gibi acı biberin suyu, küçük bir damla da olsa, gitti, girdi genzime.. Ve bakın, doktor filan değilim ama, bana öyle geliyor ki nefes borusundaki kaslar gelen acıya reaksiyon göstererek kasıldı ve tümüyle kapattı hava girişinin yolunu..
Lokma kaçsa, öksüreceğim.. Lokma değil.. Nefes alamıyorum.. Ve fakat, aynı zamanda nefes de veremiyorum.. Öksüreceğim, öksüremiyorum..
Oturduğum yerden kalktım ayağa.. Pencereye doğru üç dört adım attım.. İstemsizce pencereyi açtım.. Sonra kapattım.. Bir yandan düşünüyorum, ne yapayım..
Evde kimse yok.. Bir hanım, bir ben.. Hanım hasta.. Ben kaldırmazsam kalkamıyor.. Yürütmezsem yürüyemiyor.. Telefon uzakta, telefon da edemez.. Kimseyi çağıramaz..
Ayakta ileri geri yürüyorum.. Sesim çıkmıyor.. Nefes alamıyorum.. Hıııyyyk diye hava çekmek istiyorum, gelmiyor.. Öksürmek istiyorum, hava çıkmıyor.. Kendi kendime Heimlich mi yapayım?.. Diyaframı koltuğun kenarına mı vurayım?..
Düşünüyorum.. Nefes alamasam, düşüp ölsem, hatunum masadaki sandalyesinden bile kalkamayacak.. Ben yerde, o masada.. Artık ne zaman kim gelip kapıyı açar yahut kırarsa.. Bizi o halde bulursa..
İşte o çaresizlik anında kafamdan geçen cümle neydi biliyor musunuz?.
“Deli Ziya’nın yazdığı yazıya bir cevap veremeden çekip gidicem bu dünyadan..” diye düşündüm kendi kendime..
Biliyorum, bu da bir tür delilik hali.. İnsan beyninin insana oynadığı bir oyun işte ama, ne olursa olsun, o anda, tam da onu düşündüm işte.. “Deli Ziya’nın yazdığı yazıya bir cevap veremeden çekip gidicem bu dünyadan..”
…
Neyse ki sonra, Heimlich’e filan gerek kalmadan önce çok az gevşedi genzim.. Hıııyyykk diye minicik bir parça nefes çekebildim içime.. Sonra öksürür gibi bi’ şey yaptım.. Sonra biraz daha nefes.. Az daha öh-höö.. Derken bir iki dakika içinde toparladım kendimi.. Ve tekrar oturdum, korku dolu bakışlarla beni izleyen saygıdeğer hatunumun yanındaki sandalyeme..
…
Kim neyi ne kadar severdir, sevmiştir, bağlanmıştır bilmem.. Ama ben çok benimsedim bu Forumu arkadaşlar.. Duyguları anlatmakta zorlanmam aslında ben.. Ama tonajını anlatabilmek kolay olmaz pek..
Hepinizin bildiği gibi şu dünyada olan her şey ya sayılır, ya tartılır, ya ölçülür.. Mümkündür bunlar.. Ama duygular dünyasına kantarla da giremezsiniz, metreyle de..
Duyguları endazeye vuramaz hiç kimse..
Ben de çok sevdim bu mecrayı.. Ve herkes de sevsin istedim..
Buradaki -hepsini çok, bazılarını daha da çok sevdiğim- insanların yüzü gülsün.. Hep çok güzel paylaşımlar yapılsın.. Herkes birbirine sevgiyle yaklaşsın.. Işıl ışıl, cıvıl cıvıl bir yer olsun istedim..
Bunun için de elimden gelen her şeyi yaptım..
Elimden geldiği kadarıyla, kafamın bastığı ölçüde teşvik etmeye çalıştım insanları..
Kolay kolay yermedim kimseleri.. Küçümsemedim.. Hor görmedim.. Aksine kutsadım, elimden geldiğince..
Bu dediklerimi yaptım mı, yapabildim mi bilmem..
Ama yapmayı arzuladım.. Gerçekten istedim..
.
Ama, son zamanlarda görüyorum, garip bir şeyler oluyor..
Ya gerçekten oluyor, ya da bana öyle geliyor..
Bir şeyleri yapma konusunda başarılı olamıyorum..
Bakın, hani kimi Amerikan filmleri vardır.. Ailece oturup izlenecek cinsten filmler..
Herkesin, sıradan insanların bile birer süper kahraman olabileceğini anlatan filmler..
İşte onlar gibi, aynen, benim de bir süper gücüm vardır, bilir misiniz?
Ciddiyim bak, gerçekten vardır..
Nedir peki bu güç?
Konuşarak hallederim ben..
Yanımdaki yakınımdakiler.. Eşim, dostum, arkadaşım, komşum, yanımda çalışan elemanım filan bir sorun yaşadığında gelir bana anlatır.. “Ne olur git konuş be abi..” der.. “Sen halledersin..” der..
Ben de hiç gocunmam giderim.. Kiminle konuşulacaksa konuşurum.. Anlatırım, açıklarım..
İnsanlar da dinler beni Allah’a şükür..
Dinlerler.. Ve dediklerimi de yaparlar..
Çoğu kere, çoğu yerde olumlu sonuç alırım..
Bu söylediğim ego değil, benlik değil, kibir değil..
Allah vergisi bir şey..
Benim becerim dediğim şey, aslında Allah’ın bahşettiği bir güzellik..
Konuşurum, anlatırım, aktarırım, ikna ederim(evvelAllah..)
Ama son zamanlarda görüyorum ki bu konuda başarılı olamıyorum artık..
Olmuyor, yapamıyorum..
Bir şeyler olmuş, bir şeyler değişmiş.. Ya ortamlarda sorun ya bende, bilemiyorum..
Ama, kendimi ifade edemiyorum artık..
Sergen Yalçın demişti ya hani, “Yapamıyorum..” diye..
Hah işte tam da ondan.. Yapamıyorum artık ben de..
Olmuyor..
…
Dün Foruma koyduğum yazı komik değildi.. Biliyorum tabii ki, bilmez miyim?..
İlginç, ya da bana ilginç gelen, güzel gelen hoş bir paylaşımdı..
Türkiye 2. Ligindeki bir maçta penaltı kullanılıyor.
Kaleci kurtarıyor.
Hakem kaleci öne çıktı diye sarı gösterip atışı tekrarlatıyor.
Kaleci yine kurtarıyor..
Hakem, öne çıktı diye tekrar sarı gösterip kaleciyi atıyor..
Tekrarlanan atışı, keleye geçen defans oyuncusu yine kurtarıyor..
Haber buydu..
Ne peki şimdi bu?
Komik değil, fıkra değil, espri değil, gülünecek yerlerde yuvarlanılacak bir şey değil..
Keçi boynuzu gibi, içi boş, eğlencelik bir şey işte..
Bildiğin geyik muhabbeti
Şu Forumdaki en sevdiğim kişiler arasında en başta gelenlerden biri olan Deli Ziya kardeşimin önceki hafta “Forumun üstüne ölü toprağı serpilmiş gibi.. Kimseler bir şeyler yazmıyor..” dediği zamanda iş olsun torba dolsun diye.. Belki birisi alır bunu kabartır, köpürtür.. Üstüne başka bi’ şeyler ilave eder de ortalık şenlenir, Foruma bir hareket gelir diye yapmış olduğum bir paylaşımdı..
O kadar..
Espri değildi abi..
Eğlenin diye yapılmış bir paylaşımdı ama, demek ki eğlenceli de değilmiş, ne bileyim..
En iyisi, başta söylediğimi tekrar edeyim:
Kızgın, dargın, küskün filan değil, belki biraz şaşkınım, o kadar..
Geçmiş demek ki artık benden bu işler.
Yapacak bir şey yok..
Forum seni seviyor Ustad, senin bizleri sevdigin gibi
paylastiklarin bizler icin degerli !.. Arada hepimize olmazmi ? enerjimiz azalir, cabalariz ama eksik bir seyler oldugunu hissederiz icimizde .. ama yine oldugun sen olursun ayni sevildigin gibi
Gonuller bir, kalpler de oyle.. sevdamiz ayni hep Siyah-Beyaz :))
Hayatın her aşamasında insana nefes alma gücü, kuvveti, imkanı veren çok başka bir insansın sen @aussie.
Sağ ol,
Var ol.
Hep öylesin zaten,
Hep böyle ol..
Hayat ” SEVINCE ” guzel !.. sen de sag ol, sen de var ol.
@sverisson bu yazina nasil uzuldum anlatamam. Gercekten kendimi cok kotu hissetim. Burada ilk merhabastigimiz gunden beri seninle birbirimize takiliriz. Birbirimize golluk assistler yapariz hep. Halbuki sen bana golu at diye asist yaptim ama sen topu taca attin. Bana kirilmana cok kirildim, sasirmana senden daha cok sasirdim, senin uzuldugunden fazla uzuldugume de bahse girerim. Ayrica komik olmayan birine “komik degilsin” diyecek kafar zalim bir yapida biri degilimdir. Bunu anket olarak acmami ciddiye almana inanamiyorum bile. Aramizdaki iliski yuzunden bana darilmaya “hakkin” olmadigina inaniyorum. Paylasimi sildim. Belki de artik komik olamayan sen degilsin. O benim.
@deliziya hocam, saçmalama(lütfen)
Meselenin seninle ilgisi yok.
Yukarıda da söylediğim gibi, şu platform vasıtasıyla tanıştığım arkadaşlar içinde en sevdiğim kişiler sıralamasındaki yerin en tepelerdedir, inan..
Bu temel sebep nedeniyle benim sana kızma, küsme, darılma ihtimalim de yok, aynen senin söylediğin gibi böyle bir hakkım da..
Hiç yok..
Yeni yetme yıllarındaki ergen tayfanın sevgilisinden ayrılırken sarf ettiği beylik cümle gibi olacak biraz ama, doğrusu da bu zaten:
Sorun tamamen bende.
Bunu görüyorum, anlıyorum ve asıl buna üzülüyorum, buna şaşırıyorum..
İfade ettim ya yukarıda, Sergen’in “Bir çözüm bulamıyorum..” dediği noktadayım..
Neden?
Bilmiyorum.
Ama ıçtenliğjme inan bak, ne kadar iyi niyetle davransam da olmuyor işte,
Yapamıyorum.
Yani yapıyorum.. da,
başarılı olamıyorum..
Bu arada, kimseye neyi yapıp neyi yapmaması gerrktiğini dikte edecek halim olmadığını bilirsin, ama,
Üzülme bence.
Çünkü senlik bir şey yok, dediğim gibi..
İçimi döktüğümü farzet, olsun bitsin..
Bu arada, bütün içtenliğimle temin ederim bak, o yukarıdaki giderayak aklıma gelmen meselesi uydurma da değildi, abartma yahut köpürtme de..
Eksiği vardır, fazlası yoktur.
Yani, bu kadar sevdiğim birine ne küsecem, ne darılacam abi..
Bu yazıyı da namusumla, şerefimle, insanlığımla temin ederim ki etkileşim alma niyetiyle yazmadım.
İçimi dökmem gerekiyordu,
İçimi açmam gerekiyordu,
Açtım, o kadar..
Yürekten sevgiler, saygılar, hürmetler
Herkese..
Bu arada gidip geldigini dusunmuyorum. Olay bence biber degil. Anladigim kadariyla bir panik atak nobeti gecirmissin. Degerli esinle yasadigin uzun sureli sorunu da goz onunde bulundurursak bu gayet normal. Hatirim icin biriyle konus. Bazen kendimizi cok akilli ve guclu zannediyoruz ama aslinda o kadar degiliz. Psikoligin bir kucuk cumlesi ve ya ufak bir takviye vitamin ya da ilac seni tamamen degistirebiliyor. Lutfen bunu dikkate al. (Not ben hala sana guluyorym:)))
Biberdi, inan bana, biberdi..
Yaşayan benim yahu, biliyorum.
O son anın kıyısındayken aklıma gelen de sana veremediğim cevaptı,
Ona da inan.
Seni çok sevdiğime de inan.
(yahut inanma, sana kalmış)
Öte yandan, “yardım” meselesine gelirsek, kimin ihtiyacı yoktur ki yardıma, sevgiye, kucaklanmaya; iki çift tatlı söze?
Hepimizin, değil mi?
Haklısın,
Bence de..
Sen bu foruma sadece noktalama işaretlerinden oluşan koca bir sayfa dolusu yazı yazsan erinmem okurum.
Burda vardır bir bildiği diye anlamaya çalışır hatta çoğu yerde kendime ders çıkarırım. O kadar önem veririm.
Bize maalesef acı biber yedirdiler üstat. Ee o da ciddi karın ağrısı yapıp helak ediyor bizi…
Seni seviyoruz ve tabi ki Deli Ziya yı da
@deliziya @sverisson
Eyvallah @dr-can yoldaşım, eyvallah..





Yoldaşım açıklayabilirim, hık mık kem küm… kıvıramadım yahu:)
Enteresan günlerden geçiyoruz ya; ne kadar garipleşebilir dedikçe daha da garipleşiyor maalesef… o kadar özledim ki şurda geyik yapmayı, kıçını kırıp iki satır karalayıp “yoldaş şuna bi bak hele olmuş mu” diye darlamayı… diğerlerini bilmem; benim mazeretlerimi tahmin ettiğini umuyorum. Efendim?…Bana mı ney?…Anlamaz mısın?… Vallahi de tillahi de ilk fırsatta uzun uzun yazacağım; hem kendimden, hem şundan bundan… aha bak zangoç vurdu çana, şahidim olsun:))
Hasretle öperim ellerinden, (büyüğümsün sonuçta) kırılmaca darılmaca yok…
Ve hatta şöyle bitireyim:
Darılmak yok tek başına…… :))
Hala büyüğümsün diyorsun, yahu rüyamda gördüm 32 yaş.
Fikri takibi bırakmamanı rica ederim @dr-can yoldaşım..
24’le başladık, tee Mustafavmms yıllarından,
Her yıl birer birer arttırarak bugünlere kadar geldik..
2025 itibariyle 33’üm artık..





Bizde yalan yok!..
Yani, ehem, şeyy, var ne yazık ki,
Var da,
..O kadar yok!..